Metabolik Cerrahi, Şişmanlık ve Diyabet İçin Çare mi ?

Şişmanlık (obezite) ve şeker hastalığı (diyabet) kronik, ilerleyen ve tekrarlama özelliği olan hastalıklardır. Her iki hastalığın oluşmasında yaşam şekli, beslenme ve genetik faktörlerin rolü büyüktür.

İki ayrı hastalık olmalarına rağmen bireylerde sıklıkla beraber bulunmaktadırlar. Şişmanlığı olan kişiler diyabet ve kalp-damar komplikasyonları açısından risk altındadırlar.

Ailede hem şişmanlık hem de diyabet öyküsünün bulunması, yüksek tansiyonun bulunması ve fiziksel aktivitenin az olması kişilerde diyabet riskini artırmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ)  2016 yılı verilerine göre dünyada yaklaşık 650 milyon şişmanlık hastası ve 460 milyon diyabet hastası bulunmaktadır.  Bu iki hastalığa yönelik doğru ve düzenli tedaviler uygulanmadığı takdirde hastalığa bağlı kalp ve damar komplikasyonları, beyin damar tıkanmaları, böbrek ve görme sorunlarının oluşması kaçınılmazdır.

Günümüzde her iki hastalığın tedavi seçenekleri arasında ilk tercih her zaman yaşam şeklinin düzenlenmesi ve beslenme alışkanlığının değiştirilmesinden yana olmalıdır. Kişiler fiziksel aktivitelerini artırmaları ve karbonhidrat’tan zengin besinlerden uzak durmaları yönünde desteklenmelidirler.

Bunlar yeterli olmadığı takdirde ikinci basamak tedavi yöntemleri gündeme gelmelidir. İkinci basamak tedavisınde ağızdan alınan antidiyabetik ilaçların yanısıra cilt altına uygulanan insülin çeşitleri yer almaktadır.

Bugün diyabet’te olduğu gibi şişmanlık tedavisinde de değişik ilaçlar kullanılmaktadır. Son yıllarda cilt altına uygulanan iğne şeklindeki günlük ve haftalık ilaçlar başlıca tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır.

Şişmanlık tedavisinde yer alan yeni yöntemler başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yeni tedavi şekilleri hastalardaki insülin direncini azaltmak ve etkinliğini artırmakla kalmayıp aynı zamanda, kişilerde iştahı azaltıp onların zayıflamalarına da neden olmaktadırlar.

Sonuç olarak hastalar yaklaşık 6 aylık süre içerisinde toplam vücut ağırlıklarının yaklaşık %10-15’ni kaybetmektedirler. Söz konusu yeni tedaviler Makedonya Cumhuriyeti’nde de bulunmakta ve Sağlık Bakanlığı proğramından ücretsiz olarak temin edilebilmektedir.  

Yukarda bahsedilen tedavi seçeneklerinden istenilen başarı sağlanamadığı takdirde devreye üçüncü tedavi seçeneği girmektedir. Bu seçenek içerisinde son zamanlarda aktüel olan cerrahi müdahale (metabolik veya bariatrik cerrahi) yer almaktadır. Cerrahi müdahale hiçbir zaman ilk seçenek olmamalıdır.

Bu müdahale sonuçta bir ameliyat yöntemidir ve her ameliyat gibi beraberinde bazı komplikasyonları ve ömür boyu dikkat edilmesi gerekli hususları getirmektedir. Bu tür ameliyatlar büyük merkezlerde ve tecrübe sahibi, yetkin cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

Hastalara multidisipliner bir yaklaşım gösterilmeli ve psikolojik rehberlik yapılmalıdır. Hangi hastaya ilaç tedavisi veya metabolik cerrahi uygulanacağı uzmanlar tarafından çok iyi bir şekilde belirlenmeli ve randomizasyonu yapılmalıdır. Her hasta ameliyat için uygun olmayabilir.

Dünya obezite ve diyabet cemiyetlerinin önerilerine göre vücut kitle indeksleri >35-40 kg/m2 olanlar, diyabet tip 2 tanısı ve diyabet süresi 8 yıldan az olanlar, genç hastalar ve insülin kullanmayan hastalar tercih edilmelidirler. Yapılan çalışmalar bu kriterlere sahip hastalarda ameliyat başarı oranlarının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Metabolik cerrahi yöntemleri içerisinde mide boyutlarının küçültülmesi (mide 2/3’nün alınması), mide –ince barsak geçişinin kısaltılması (ince barsağın yukarı kısmının işlev dışında bırakmak) ve pankreas ameliyatı gibi yöntemler yer almaktadır.

Bütün bu işlemlerin asıl amacı hastaya kilo verdirmek, insülin etkinliğini artırmak ve iştah azalmasına yol açmaktır. Ameliyat sonrasında şeker hastalığında yaklaşık 8-10 yıllık bir düzelme gözlenmektedir. Bu süreden sonra hastaların yaklaşık %50’sinde kan şeker seviyelerinde tekrar bir yükselme görülmekte ve hastalık tekrarlayabilmektedir.

Ayrıca, bu hastalarda mide ve barsağın büyük bir kısmı işlev dışı kaldığı için besin emilim problemleri olmaktadır. Hastalar ömür boyu vitamin ve mineral takviyesi yapmak zorunda kalmaktadırlar. Ameliyat sonrasında sıklıkla ishal (yemek sonrası barsaklarda ani boşalma), şeker seviyelerinde ani düşme, kansızlık, bulantı, kusma ve kemik erimesi gibi komplikasyonlara sıklıkla rastlanmaktadır.

Sonuçta vurgulanması gerekli olan hususların başında şişmanlık ve diyabet tedavisinin kişiye özel olduğudur. Her hastanın tedavisi onun özelliklerine göre değişebilmektedir. Asıl olan hastanın yaşam şeklini ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmek ve hastalığı erken dönemde kontrol altına almaktır.

Bu sayede hastalığa bağlı komplikasyonlar azaltılacak ve hastanın yaşam kalitesi artırılacaktır. Bunun dışındaki bütün tedavi yöntemleri ancak yardımcı görevi görmektedir. Ameliyat her zaman ilk değil, son seçenek olmalıdır. Ameliyata bağlı oluşabilecek komplikasyonları asgari düzeye indirmek için hasta seçiminin iyi yapılması gerekir.

Ameliyat adayı her hasta ameliyat sonrasında kısa ve uzun vadede oluşabilecek komplikasyonlar ve ameliyatın eksi ve artıları hakkında bilgilendirilmelidir.

Taner Hasan MD.PhD.

Üsküp 8 Eylül Hastanesi
                                                                                           Endokrinoloji Bölümü